6 Nisan 2014 Pazar

süt

yasemin kokusuna rağmen
balkonumda oturmak iyi gelmiyor ruhuma
bir mevsim önceki ıhlamuru hatırlıyorum
ve her park eden arabaya heyecanla bakıyorum.
çünkü seni bekliyorum bu sandalyede
boş sokağa boş bakıyor dolu gözlerim
boş sigaralarımı seninle dolduruyorum
ilk kez belki de
karanlıkta bu kadar güzel yazıyorum
yasaklar koyuyorum kendime
acımasızca eziyorum sonra hepsini
insan ne kadar uzağa da baksa
arkasına dönmeden yapamıyor
öyle ki, tekrar aynı mevsime yaklaşmak
bazen geçmişe dönmek gibi oluyor.
önceki gün açtığın birayı
bugün içmeye çalışmak o his
sanırım bundan farklı bir his değil
o sarhoşluğu hissetmek yeniden
o serinliği ve acı tadı hissetmek
bu yüzden çikolatalı sütümü şerefine kaldırıyorum
en uzun cümlelerimi is yine sana kuruyorum.
                                                                                           29.09.13

katil

bir çok cinayet ve pek çok da intihara şahit olduğumu söyleyebilirim. milyon tane duygunun, yüz bin farklı son nefesini, damlasını; hepsinin vedasını gördüm.
ama her sonu ölümün getirmediği gibi, her ölümün de sonu getirmediğine inancım oldu hep. yaşamın kaynağı ölümdür çünkü, hayat her dakika ölüme hazırlar her şeyi, yine de kimse hazır değildir. belki de katiller cezalandırılmamalıdır, onlar sadece doğal süreci hızlandırıp doğaya katkıda bulunan varlıklardır. sonuçta hepimiz birer katiliz. içimizdekileri öldürüyoruz her gün, yaşadıkça da kendimizi. her ölüm biyolojik değildir. ama ölen duygular da kendi doğamızın dengesini korur, zenginleştirir belki de. zihnimde ölülerden oluşmuş koca bir yumak var. bir de tükenmez kalem kokusu.
                                                                                                08.03.14

kuşların balkonları

günün en soğuk anının dondurucu nefesini çekmek gibi, hissiz insanların bencil gözleri. çözülmez düğümler atmışlar şafak vaktine hayatlarının. küçük bir kuruyemişçide kavrulan vefalı kahve çekirdeklerinin kokusundan bihaber, rutubet kokan karanlık bodrum katlarında çürümeye bıraktıkları ruhları vardır. akşamüstü güneşini hiç tatmamış olsalar gerek ki, çocuk cıvıltılarından hep korkmuşlardır. allahın'ın hiç bir gününde, hiç bir kulunu, vadesi dolmak üzere olan kahvelerinden yeni bir yudum almak için, sokağın bir parçasını zar zor görebilen çiçek dolusu balkonlarında beklememişlerdir. çünkü hiç terk edilmemiş evlerin balkonları yoktur.

1 Ekim 2012 Pazartesi

bir kaç bira ve burdayız

ayağı sakat kediye üzüldüğünde mimiklerin için ölmeye değerdi.

dün gece ilk defa birinin beni anladığını hissedebilmek kadar değil ama..

ben bir nihilistim, bir o kadar da hiç ama bulutlara inanır ve mutlu olurum.

küçük bir misyoner edasına bürünüp beni de inandırdın bulutlara.

unutma ki küçükken tanrının sağ kolu ve aynı zamanda ona "yanlış ve doğru" nedir tanımlamalarımla canını sıkan bir yaratıktım.

aşkı anlatan basit kelimelerden kaçıyorum seninle.

o halde tırnak içinde aşk demek istiyorum. öncesinde söylemem gereken gözlerinde bilemediğim bir şeyler olduğu.

o zaman minik bir misyoner kaşif olmamak için hiç bir engelin de yoktur, onu açıkça görebildiğini düşünüyorum.

bir hikaye anlatabilirim sana ama mutlu bitmeyeceğini biliyor olmalısın.

sigara sarmayı öğrenmiş olurum en azından

güzel bir masal ile başlarım ellerini düşünerek mutlu karakterler yaratırım. kim var ki sevişirken sevdiğinin ellerini öpüp duran. evet deliyim.

"sadece benimsin" diyebilmeliyim bu noktada. iyinle kötünle, doğrunla yanlışınla, bütün güzelliğinle benimsin.

seninim demeyi istiyorum ama korkularım beni karanlığa itiyor. ya benimle karanlıkta nereye gideceğimizi bilmeden yürürsün ya da ben tekrar ellerini tutarım ve karanlıkta dans ederiz. sonucu olmaya kelimeler bunlar.

ellerin ellerimde oldukça nerede olduğumuzun önemi kalmıyor. bana mektuplar yaz. aşkında boğuluyorum.

bana izin ver aşkınla düzeleyim, unuttuğum ritmleri hatırlatıyorsun mesela benim de kalbim atıyormuş.

ölene kadar bütün zaman sadece ikimizin. isimlerimiz yazmasın sayfanın sonunda. kimliksiz olalım. ama beraber, yine de.

tütünü neden zıvanasız senin kelimelerinle filtresiz içtiğimi hatırladım. hayatım boyunca zor nefes aldım, kolay bir nefes hayatımı daha bir zora sokabilir. ama seninle o alamadığım nefes bile bir o kadar güzel. evlen benimle bir kedi kadar güzel uyuyabileyim.

her gece yanımda sen ol istiyorum. her koşulda her şartta -ki ikisi de aynı olabilir aslında- her bi bokta yanında olmak istiyorum. ve yokluğunu sen yokken bile değil, daha şimdiden hissedebiliyorum. o değil de. cümlenin başına "galiba" bile koyamadan, çok da fena hani. aşık oldum ben sana.

fotoğraflarını çekmek istiyorum, her birinde ayrı bir bakışın olsun içimi doldursun her baktığımda. sonra kollarında uyuyayım, korktuğumda nerede olduğumu bileyim. evet seninleyim ve yalnız değilim artık kendimden bile kaçmıyorum. ilk konuştuğumuz gün biliyordum sana aşık olacağımı ama o tedirginliğim var ya beni yiyip bitiren.. ya seni de mutsuz edersem ya seni de çekemediğim bir nefes haline getirirsem.

o kadar çok korkuyorum ki bilemezsin. ama tek ihtiyacımın inanmak olduğunu anladım ve inanıyorum. söz vermeden tutabileceğime, vermesek de birbirimize varlığına. bi de şirin evimiz bulutumuza. ve kızımızın ismi bulut olmalı.

renklere dokunabiliyorum ellerimi üzerinde gezdirip neye hizmet ettiklerini ne için ne zaman ya da hangi kadına yapıldıklarını kalbimden geçirebiliyorum. senin rengin benim bilmediğim bir renk sözler vermene gerek olmayan.bir hayatımız olsun bulutları görebileceğimiz üzerinde seni zamanın dışına çıkarabileceğim. bir de kızımız. ömrümde bu denli istediğim başka bir renk daha olamaz. sen ve senin bana verdiğin minik bir hayat.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Ne bileyim ben belki de yalnız olmayı seviyorumdur. Yani uzaktan baktığımda tamam bi beraberlik güzel duruyo da içine girdiğim zaman çok farklı sanki her şey. Yalnız olmayı özlüyorum, aşkı aramayı ya da aramaktan vazgeçmeyi özlüyorum.
Bakıyorum da insanlara beraberlikleri çok güzel geliyo. Yani kimse sevgilisinin yanında "Öf çok sıkıldım!" gibi bi cümle kurmaz sanırım, özellikle de bi süredir görüşülmemişse. Ya da ne bileyim sevgilinizin çok izlemek istediği bi film vardır. Beraber izlemeye başladığınızda on dakika sonra " Çok kötü bu film izlemeyelim zart zurt bıt bıt.." demezsiniz sanırım. Ben demem en azından, diyene de mani olamam.
Hani küçük şeyleri kafaya takmak bi yana, eksik olan çok büyük bişey var sanırım söz konusu bu ilişkilerde. Bazen bazı şeyler zorlama oluyomuş gibi geliyo çünkü. Gereklilik gibi ve bu benim hiç hoşuma gitmemekte.

Enteresan bi insanım ben gerçekten. Kendimi ilginç buluyorum ve anlamakta da güçlük çekiyorum yer yer. Arkadaşım eyvallah bi ilişkin var, belki de asla böyle bi insan çıkmaz karşına. E ufak tefek sorunlar dışında kafaya takılması gereken pek fazla bi durum da yok. o zaman ne bu yalnız kalma sevdası?
Hadi diyelim ki yalnız kaldın artık her şey iyi hoş. Peki bu mutlu edecek mi seni? Hayır tabi ki. Hemmen yeni sulara yelken açmaca. Yok efendim bi dursam mı nefes alsam mı falan gibi bi kavram yok yani hiç. Nasıl bi zihniyet, nasıl bi ruh halidir bu ya?

Gerçekten kendimden sıkılma yollarında emin adımlarla ilerliyorum. Sorunumu çözene, beni anlayana gerçekten büyük meblağda bi ödül vermeyi planlıyorum. Bakalım büyük ikramiye kime gidecek..

bu şarkı da içimden geldi olur da bu yazıyı bir gün sabrederek sonuna kadar okuyan olursa dinlesin güzelce diye
buyrunuz

http://www.youtube.com/watch?v=35jTn4S57t4


18 Mart 2012 Pazar

birden karşınıza çıkan bir şarkının çok farklı bir ruh haliyle geldiği oldu mu hiç? bir anda her şeyi fark ettiğiniz noktada bulunmak gibi mesela. şans mıdır bu yoksa sadece bir tesadüf müdür ki acaba?
ya da eve dönerken bakkala uğrayıp aldığınız şeylerin ederi cebinizdeki bozuk para miktarı kadar olsa? e bu da mı tesadüf ya da şans? anlamak zor.
mesela kadınlar. neden kendilerini çıkışı olmayan labirentteki bir rota gibi, karmaşık ve çıkmaz, yanıltıcı ve kısıtlayıcı karakterler haline sokarlar ki? neden sürekli soru sorar mesela kadınlar? neden hiç cevap vermezler?
uzaklar kadınlar, yıldızların ötesinde.
yani tamam hayatta bir çok şeyi anlamak zor. en ufak şeyden en karmaşık şeylere kadar çok ama çok fazla derecede zor olabiliyor. ama bir insan kendisini nasıl anlayamaz, nasıl tanıyamaz? belki de herkesi kendim gibi sanıyorumdur ya da ben çok aptalımdır.
hayatımın böyle olmasının sebebi ben miyim düşünüyorum. çok mu yanlış anlaşılmışım bu kadar zaman, merak ediyorum. hep ektiğimizi mi biçeriz yoksa arada ekmediğimiz yabani otlar da biçilir gider?
sıkılmadın mı soru sormaktan be kadın? bak bir yudum suya muhtaç ruhuna, gözlerine bir bak. bir damla suda boğulabilirim.
kafalarımız tüterken arabeskin dibine vurmak gibisin hayat. neler yaşayabilecekken böyle olmak saçma ya. böyle olmak istemedim ki ben. bunları yaşamayı ben seçmedim. tabi ki sen seçtin, kendi karakterini kendin belirliyorsun başkası değil. seni ve beni de sen yarattın, hatta bizi bile.
özleyebileceğim bir geçmişim olmuyor çoğu noktada. aşklar değişti çünkü, belki de hiç olmadılar. hep yalnızdım ben. e ben vardım ya yanında senin, boşuna mı sarıldım sana bunca yıl. nankörsün işte. haklısın tabi yordum seni de. sen de haklısın.

24 Ocak 2012 Salı

highway

dalgalanan ışıltılar. buruk koku. fondaki kalabalık. ön planda yalnızlık. oturmuş oraya öyle. "ben buradayım"ı göstermek için. görmemek elde mi?
içi taralı parça gibi sorulardaki. merak edilen parça, sorulan, bilinmeye çalışılan.
arka sayfadaki cümleler gibi. belki bir sayfa dolusu, belki de tek bir satır.
garip bir ruh hali gibi; uyandığında hissettiğin, kovsan da gitmeyen, dakikalarla büyüyüp, saniyelerle üstün gelen.
bittiğini fark etmeden küllükte unuttuğun son sigara gibi.
bir kaç yakın arkadaş gibi yüzleri unutulmuş, sesleri uzaklarda bir yankı.
basmaktan yorulduğun tuşlar gibi. aynı kelimeleri, harfleri tekrarlamaktan bıkmak gibi.
yazdıklarının tekrar okuyamamak gibi. harf yığınları, karman çorman.
çok ihtiyacın olan bir şeyin, birinin yanında olmaması gibi. birinden isteyememek, çağıramamak gibi.
kıskançlık gibi. midesiz bir kıskançlık. çaresizlikten.
merak. hepsi belki de. başına ne geldiyse ya meraktan?
"kısmayın ışıklarımı" diye bağırır gibi içinden; dışından "ben loş ortamları çok severim.".
sınırlar koymak duvarlar çekmek gibi. bazen kendine engel olmak bazense kendine kalmak için.
kaçmak gibi. hiç bilmediğin bir uzağa belki, belki de özlediğin kar kokusuna.
soğuk gibi. içine işlemişken, ısıtan gülümsemeler, sıcak kelimeler.

damarlarındaki üç yudum şarap gibi. neler yapmaz ki o?

13.01.12   18:18